Oyun Durdu Dinleme Metnini Oku-Yazı Halinde-5. Sınıf Türkçe

Oyun Durdu Dinleme Metnini Oku-Yazı Halinde-5. Sınıf Türkçe. 5.sınıf MEB yayınları Türkçe ders kitabı Oyun Durdu Dinleme metnini yazı halinde yazdık. Yazılı halini okubilirsiniz.

Oyun Durdu Dinleme Metnini Oku-Yazı Halinde-5. Sınıf Türkçe

OYUN DURDU DİNLEME METNİ CEVAPLARI

Oyun durdu. Sude, sürekli bilgisayar oyunu oynayan bir çocuktur. Ailesi, onu bu alışkanlığından kurtarmak ister. Dinleyeceğiniz bölüm, Sude’yi bilgisayar oyunundan uzaklaştırmak için ailesiyle arasında yaşananları anlatmaktadır. Bir pazar günü, Sude her zaman olduğu gibi gözlüklerini takmış oynuyordu. Aniden salonun ortasında durdu. Bir anda taş kesilmişti. Buz gibi bir sesle, “Korkunç bir şey!” diye bağırdı. Oyun aniden durdu. Sevda Hanım, Rıfkı Bey’e göz kırparak, “Şaşırmış gibi yaptı ve ciddi misin?” diye sordu. “Merkezde bir arıza olmasın?” “Sakın!” hayır, dedi Sude. Hiç kıpırdamadan ekran aniden kıpkırmızı oldu ve bir yazı belirdi. “Bir yazı mı?” diye merakla sordu. Rıfkı Bey, “Ne yazıyor?” dedi. “Oyununuz kilitlenmiştir, boşuna beklemeyin,” diye yazıyor. Sude umutsuzluk içindeydi. “Çok iyi durumdaydım. Tam da ikinciliğe yükselmişken bu oldu. Rakiplerim tarafından yapıldığına eminim!” Sevda Hanım, “Gözlüğü aç kapa yapsan,” dedi. “Belki tekrar çalışır.” Sude, elektronik gözlüğün düğmesini kapatıp açtı. Bu hareketi defalarca tekrarladı ama boşuna, bir türlü oyuna dönmeyi başaramadı. Tam gözlüğü çıkarıp kenara bırakıyordu ki bir ses duydu. Ekranda yeni bir yazı belirmişti: “Heyecanlanmayın, oyuna tekrar döneceksiniz. Ama önce kapınıza gelecek postacıyı beklemelisiniz.”

Sonunda, bir sabah erken saatlerde kapının zili çalındı. Sevda Hanım, Rıfkı Bey ve Sude heyecanla kapıyı açtılar. “Babacan Postacı” ile karşılaştılar. Postacı, neşe içinde Sude Hanım’a, “Mektup var,” dedi. “Hem de öyle böyle mektup değil, mükemmel el yazısıyla yazılmış bir mektup!” Sude gözlerini kırpıştırdı. Postacı gülerek, “Baksanıza, zarftaki adres ne kadar özenle yazılmış!” dedi. Sude mektubu kapıp bir solukta okudu. Mektupta şunlar yazılıydı: “Sevgili Sude, oyunu çok iyi götürüyorsun, seni tebrik ederim. Ama yorulmadın mı? Bence biraz ara vermenin zamanı geldi. Sana yosunların kokusunu ve balıkların neşesini taşıyan dalgaların beyazlığını bir deniz kabuğu gönderiyorum. Hediyeni al ve sahile git. Ona benzeyen en az bin tane deniz kabuğu daha bul ama gerçekten dediğimi yap. Sonra bulduğun deniz kabuklarıyla kumsala kocaman bir ‘Sude’ yaz. Bunu yazar yazmaz oyuna tekrar geri döneceksin. Merak etme, ben seni izliyor olacağım. Ahtapot.”

Sude elini zarfın içine daldırdı. Gerçekten de zarfın dibinde bembeyaz bir deniz kabuğu vardı. Anne ve babasına baktı; sanki mektubu önceden okumuş gibi gülümsüyorlardı. “Mektupta yazılanları yapmalı mıyım?” diye sordu kısık bir sesle. Sevda Hanım, “Orada ne yazdığını bilmiyorum ama seni oyuna geri döndürecek; yapmalısın,” dedi. “Bence.”

Hafta sonu, hiç vakit kaybetmeden ailece sahile gittiler. Sude’nin elindekine benzeyen deniz kabuklarını aramaya başladılar. Kumsalda milyonlarca deniz kabuğu vardı. Hepsi uzaktan birbirinin aynısı gibi görünse de yakına gidildiğinde birbirlerinden farklıydı. Ama yine de benzer olanlar bulmak mümkündü. Sabahtan öğlene kadar kumsalı bir uçtan diğer uca dolaşarak deniz kabuğu aradılar. Rıfkı Bey, “Bu ahtapot adlı korsanı çok sevdim,” diye itiraf etti. “Beni çocukluğuma geri götürdü. Çocukluğumda da sabahtan akşama kadar kumların arasından deniz kabukları toplardım. Benzeyenleri bir araya koyar, diğerlerinden ayırırdım.”

Öğle yemeğini güle oynaya kumsalda yediler. Ayaklarını sulara sokup dalgaların dövdüğü kıyı boyunca koştular. Sahildeki ölü yengeç, ıstakoz ve kurumuş balık iskeletleri ile ilgili türlü çeşitli yorumlar yaptılar. Kumların üstünde voleybol oynayıp ter attılar. Sude, uzun zamandır böyle mutlu olmamıştı. “Şu an mutluluktan uçabilirim!” diye neşeyle haykırdı. “Hep beraberiz, hava çok güzel, top oynuyoruz, yemek yiyoruz ve koşuyoruz. Daha da önemlisi konuşuyoruz. Havanın kokusu, rüzgarın ve dalganın sesi bize eşlik ediyor. Üstelik sonunda çok zengin bir deniz kabuğu koleksiyonumuz olacak!”

Akşama kadar sahilde kaldılar. Topu topu 50 tane deniz kabuğu bulmayı başardılar. Ertesi gün tekrar gelmeye karar verip geri döndüler. Artık her gün mutlaka birkaç saat kumsalda buluşuyorlardı. Deniz kabuğu aramaya devam ettiler, kumdan kaleler yapıp bozdular, birbirlerini kumlara gömdüler. Günler sonra nihayet bin tane deniz kabuğu toplamayı başardılar. Sahilin en görünür yerine topladıkları kabuklarla kocaman “Sude” yazdılar. Sude, “Bütün günlerin böyle geçmesini isterdim!” diye bağırdı. Behiç Ak

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir